Gençliğin Yetenek Sorunsalı

Filmimizi yıllar öncesine sarıp beraber izleyelim. Sonuna kadar izleyin bu filmi. Çünkü içinde bir yerde siz de varsınız..

***

Çocukluğunuzun en zirvesindesiniz. Oldukça atak, meraklı ve yaramazsınız.

Sabah kimse kalkmadan sessizce oturma odasına sürünüyor, televizyonu açıyor ve en sevdiğiniz çizgi filmi izliyorsunuz. Mutlusunuz.

Henüz hayat sizin önünüze engeller koymamış, yüzünüz masum bir şekilde gülümsüyor.

Biraz ileri atlayınca okula başlıyorsunuz. Günler geçiyor ve okulun bahçesinde en çok futbol oynamaktan haz aldığınızı farkediyorsunuz.

Eve gittiğiniz de Babanıza ısrarla top almak istediğinizi söylüyorsunuz. Babanız ertesi akşam elinde parlak bir top ile eve giriş yapıyor.

Artık inanılmaz mutlusunuz! Çünkü en sevdiğiniz şeyi artık her yerde yapabilme imkanı buluyorsunuz.

Evde topa vuruyor bazen bir vazoyu deviriyorsunuz. Ama büyükler bu hatayı çocukluğunuza bağışlıyor..

Kolunuzun altına topu alıp sokağa fırlıyorsunuz. Birkaç yakın arkadaşınız hayranlıkla topunuzu izliyor. Acıkana kadar ter içinde maç yapıyorsunuz.

Artık lisedesiniz. Okulun futbol takımında yer alıyorsunuz. Öğretmenleriniz yeteneğinizi farketmiş ve gurur duyuyor.

Anneniz elinde bezle arkanızdan koşarak terinizi siliyor, sizin için büyük bir endişe duyuyor..

Sonra bir gün ailenize futbolcu olmak istediğinizi dile getiriyorsunuz.

İşte tam burada zamanı donduralım. Bu çocuk neden futbolcu olmak istiyor? Neden bir topun arkasından koşmayı bu kadar seviyor? Veya neden yeşil çimlere o ayakkabı tabanı değince böylesine bir zevk duyuyor?

Çünkü o çocuk, hayatının en özgür döneminde birçok şeyi denedi. Birçok etkinlikte bulundu. Ama o futbolu seçti. Kendini ona ait hissetti..

Ailesi şiddetle karşı çıkıyor, “ben çocuğumu doktor olsun diye büyüttüm, ‘topçu’ olsun diye değil” diyor babası.

Annesi çıkışıyor”futbolcu olunca ne olacak, ev geçindirmek ne kadar zor haberin var mı senin?! “

Şimdi filmi bugüne sardığımız da acı bir tablo ile karşı karşıya kalıyoruz :

O çocuk büyümüş. Üniversite de nice geceler ağlamış,eli o çamurlu topun hasretiyle yanıp tutuşmuş. Doktor çıkmış evvela. Sevmeyerek zoraki buraya kadar getirmiş o kıymetli canını. İçinde gram mutluluk yok. Baskı içinde yetişmiş, ezilmiş bir çiçek oluvermiş..

Çünkü o insan, damarlarına hayat veren şeyi yapamamış, ailesinin mutlu olduğu ve insanların övgü dolu sözleriyle alkış almış bir mesleği tercih etmiş. Ama onun ne istediğini umursamayan ailesi sırf üzülmesin diye, kendi yolunu değiştirmiş.

Bu film çok tanıdık değil mi?

Şimdi sıra size anlatacağım şeylere geldi. Asıl mesaja.

Yazar olmak isteyen Ela, sözel yeteneklerinden dolayı Avukat olmaya zorlanmış.

Tiyatrocu olmak isteyen Onur şimdi Polis. Ama o en çok sahne ışığında mutlu. Meydanlarda olmayı değil Sahnelerde olmayı dilemiş çoğu kez.

Ressam olmak isteyen Şirin, şimdi memur olmuş sürünüyor. Sırtı tutuluyor genç yaşında. Sabah 9 akşam 5 hali kalmıyor yaşamaya.

Devletin birçok organında insana ihtiyacı var bu kabulümüz. Fakat binlerce genç hayali olanı değil hayatını kurtaranı tercih etmek mecburiyetinde kalıyor.

Ben oyuncuyum dediğin de buruk tebessümleri gören, doktorum dediğinde alkışlarla tebrik ediliyor.

Her meslek güzeldir. Ama her hayal farklıdır.

Şimdi bu yazıyı güzel bir hikaye ile bitirmek istiyorum.

Küçük bir kız misafirlerin arasında oturmuş, çikolatasını yiyor. Yaşlıca bir teyze soruyor ona “Büyüyünce ne olacaksın bakalım?” cevap veriyor iki örgülü güzel kız: “Ben büyüyünce Gezgin olacağım teyzeciğim. Aç çocukların yanına gidip onları doyuracağım” diyor. teyze birden geriye atılıyor :

“Olacak şey mi canım? kız başına dünyayı mı dolaşacaksın sen! Yazık olur sana güzel kızım, en iyisi mi hemşire oluver! Sonra da evlenir kendi çocuğunu beslersin. mutlu mesut gidersin!”

Teyze bunu söylerken göbeği sallanıyor ve katıla katıla gülüyor. Sol kolunda burma bilezikler, sağ elinde börek. Oldukça alaycı.

sen ne iş yapıyorsun teyzeciğim”diyor hemencecik küçük kız.

Teyze duraksıyor. Bir süre düşünüyor ve ardından:

Ben evvela öğretmen olmak istedim ama bırak canım ne yapacktım öğretmen maaşıyla sürünse miydim? Dört çocuğum İki gelinim bir de torunum var. Hayat bana güzel!” diye zekice bir cevap verdiğini sanan teyze şunu unutmuş :hiç yaşadığı şehrin dışına çıkmamış ve bir roman yüzü görmemiş. Yaşadığı ülkenin Başkentinden bihaber..

Şimdi o kızın saçları rasta edilmiş, sırtında ağırca bir çanta;belinde halatı, alnında teri ile Afrika kıtasının bir ucundan gözüküyor.

Koyu tenli, bir deri bir kemik bir çocuğun ağzına bol vitaminli yiyecekler tıkıştırıyor.

Çocuk ona minnettar. Ve kız da içinden geçiriyor :

Kimisi bir torun sahibidir, kimisi binlerce çocuğun annesi”

Siz siz olun hayallerinizin sardığı o ipi bırakmayın. Ömür kısa hayaller uzun..

Eda Azazi

Advertisements

Bir insan Bir ses

Haddime olduğunu düşünerek ve bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bu metni yazıyorum.
Affınıza sığınmıyor kusuruma bakmanızı istiyorum. Çünkü sustukça içimde bir çığ gibi büyüyen bu derin endişeye çözüm bulamıyorum.
Susturuldukça bir uçuruma sürüklendiğinizi hatırlatın kendinize. Hayatımda hiç siyasi görüşümü sosyal medyadan yansıtmadım. Çünkü sanal dünya da kaybolmayan, silinmeyen milyarlarca bilgi, resim, yorum vs var. Bende ilk defa sesimi duyun istiyorum.
A partisinden veya B partisinden değilim. Ailemin mezhebine uymak zorunda da değilim. Beyazım, siyahım,türküm ,arabım vs. farketmez. İnsanım. Doğayı ve hayvanı korumayı insani görevi bilen, yaşadığımız coğrafyaya zarar vermeye cürret etmeyen bir insanım.
Okuyun derim, öğrenin derim. Ve hep kitabı sevmeyi onu incitmemeyi öğretirim.
Sanatı, kadını yaşatın isterim. Çünkü kadınsız toplum, renksiz bir tabloya benzer. Amacı olmayan ve kendine faydası dokunmayan boş bir tuvale.

Her sabah uyandığımda şiddet, tecavüz, hayvan cinayeti görmek istemiyorum. Eğitimimizin çöküşünü izlemek istemiyorum. Anadolu insanının kurtardığı bu zengin toprakların karış karış satıldığını seyretmek, gözleri bağlı yobaz insanlarla aynı havayı solumak istemiyorum. Her ay açlık sınırı altında maaşla kıt kanaat geçinen ailelerin;kilosu tavan yapmış sebzeleri evine alamayışını, 80 yaşındaki teyzenin kirasını ödeyemediği için göz altına alındığını izlemek istemiyorum. Bacakları kesilirken çığlıklar atan köpekleri, tecavüz edilen kedileri, çocukları önünde döner bıçağıyla delik deşik edilen kadın görüntülerini görmek istemiyorum. Emeği, hakkı yenmiş zavallı insanları da… Dünyanın en büyük en zengin doğal kaynaklarından birçoğuna sahip olan topraklarımızın atıl kalıp sürekli dış tüketim yapmasınadır tepkim. Hasta olan kızın bakandan yardım isteyince cebine sıkıştırılan birkaç kuruşa, ağaçları korumak için sokağa döküldüğünden öldürülen gençlere-çocuklara olan üzüntümdendir isyanım. Ben kendime devrimci de derim. Çünkü devrim utanılacak bir şey değildir. Devrim demek değişim demek, varolan düzeni iyileştirmek için sağlıklı bir adım demektir. Bende devrimimi kalemle yaptım. Okudukça öğrendikçe uyanan bir birey oldum. Okuyun güzel insanlar. Koyun gibi güdülmeyin. Fikrinizi söylediğinizde teker teker parmaklıklar ardına gidenleri seyretmeyin. Yol yapmayı çağ atlamak zanneden beş para etmezlere inanmayın. Açın gözlerinizi, çıkarın at gözlüklerinizi. Üç tarafı denizlerle çevrili güzel yurdumuzun etrafında bekleyen aç gözlüleri görün. Dost olun onlarla. Dost olun ki hiç görmedikleri sevgiyi görsünler. Bağırarak tehdit ederek bir yere varılmaz çünkü. Bilimi destekleyin güzel insanlar. Bilim medeniyet demektir. Hukuktan üstün şey yoktur bunu hiç unutmayın. Yargı önünde herkes eşittir, lütfen iltimas yapmayın. İşini liyakatla yapanları takdir edin. Toprağı betonlaştırmayın. Geleceğe bir fidan bırakın. Müziği, tiyatroyu, resimi hep destekleyin. Çünkü insan, sanat var oldukça güzeldir. Kimseyi asla ama asla dinine, ırkına, diline göre ayırmayın! Dünyada ırkçılıktan daha kötü bir şey yoktur. Kimse kimseden üstün değildir.

Yani bunu okuyan güzel insan. Eğer hayatında biraz da olsun güzellikler bulmak istiyorsan,kulak as bunlara. Çünkü sen dinledikçe, paylaştıkça ve saygı duydukça dünya güzel bir yer olacak. Ve sen. 24 haziran da ülken için iyi bir şey yap. Git ve Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün bıraktığı bu güzel vatanı layığıyla koru.
Sevgiler.